Prof. Dr. Zeki Sönmez, Prof. Dr. Oktay Aslanapa ve Hamit Kınaytürk

DOSTLAR DA GİTTİ

Prof. Dr. Zeki SÖNMEZ

“Dostlar da Gitti”, Sanat Çevresi: Hamit Kınaytürk Anı Kitabı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Basımevi, Ocak 2007, s. 62-63.

Bu yıl benim için hüzün yılıydı. Ailemden, dostlarımdan ve yakın çevremden çok sayıda insanı kaybettim. Sonbaharla birlikte birer birer düştüler toprağa. Her gidenin ardından ben de eksildim. Mutsuzluğum, hüznüm ve yalnızlığım arttı. Umudu çoğalttığım, coşkuyu paylaştığım, aklı bilediğim ve sıcaklığını güvenle içime doldurduğum can dostlarım bir bir beni terk etti. Gidenlerle birlikte hayata tutunma gücümün eksildiğini hissettim. İçim acıdı ve yüreğimin orta yerinde tarifsiz boşluklar oluştu. Çaresiz, bu boşluklara onlarla olan anılarımı yerleştirdim. Şimdi artık sık sık anılara yolculuk ederek onlarla daha çok birlikte olmayı umuyorum.

Dostluğunu ve anılarını içime sindirdiğim insanlardan birisi de 2006 yılının Ocak ayında yitirdiğimiz Hamit Kınaytürk’tü. Sevgili Hamit Ağabey… Onunla uzun zaman önce, 1972 yılında tanıştığımızı ve belli aralıklarla buluşup, pek çok şeyi konuştuğumuzu, paylaştığımızı hatırlıyorum. Gazetecilikten gelen güçlü bir belleği vardı ama -muhtemelen Akademi kökenli olmadığım için- ilk karşılaşıp, tanışmamızı hatırlamadığını söyler ve hayıflanırdı. Oysa ben dün gibi anımsıyordum. 1972 yılının Kurban Bayramı öncesiydi. Milliyet gazetesinin Cağaloğlu’ndaki binasında, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yalnızca Ramazan ve Kurban bayramlarında çıkardığı ünlü “Bayram Gazetesi”nin yayını için bir grup Cemiyet üyesi gazeteci bir araya gelmişti. Yaşamı boyunca yakasından hiç eksik etmediği Cemiyet rozetiyle, Hamit Kınaytürk de oradaydı. Ben ise haftalık yevmiye ile sigortasız ve bir tür kaçak eleman olarak çalıştığım bir haber ajansının müdür yardımcısı tarafından, “Belki bir şeyler öğrenir” düşüncesiyle o toplantıya gönderilmiştim. Yani herhangi bir görevim ve önemim yoktu. Yalnızca profesyonel gazetecilere çıraklık edecek ve ayak işlerine koşacaktım. Bütün bir gün boyunca Hamit Bey’in o anlı şanlı Cemiyet rozetine ve çok benzeştiği ünlü Hollywood aktörü Ernest Borgnine vari hareketlerine bakarak kendisine çok imrendiğimi hatırlıyorum.

Aradan yıllar geçti. 1981′ de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin eğitim kadrosuna katıldım. Kısa bir süre sonra da kurumun adı Mimar Sinan Üniversitesi’ne dönüştü. Hamit Bey’i okulun tam gün kadrolu elemanlarından daha çok koridorlarda, kantinde ve yemekhanede görebiliyordum. Artık, kendisiyle özdeşleşen ve keskin baş yazılan yazdığı “Sanat Çevresi” dergisini, bazı imtiyazlı hocalar gibi, ben de ücretsiz olarak muntazaman her ay onun elinden almaya hak kazanmıştım. Bu arada dergiye, İstanbul’ da açılan resim sergileriyle ilgili düzenli tanıtım ve eleştiri yazılan yazmam konusunda beni ikna turlarına başladı. Ancak, o konuda kendimi henüz yetkili ve yeterli saymadığımı belirtip bir kaç kez af dilediğimi anımsıyorum. Buna rağmen derginin sayfalarını bana hep açık tuttu. Ben ise dergide ancak birkaç adet duyuru niteliğinde yazı yayınlama fırsatı bulabildim.

Anılarımın arasında hiç kuşkusuz en çarpıcı olanlardan birisi, yıllar önce bir müzayede firması tarafından satışa sunulan Osman Hamdi Bey’ e ait iki belgeyle ilgiliydi. Bunlardan ilki Osman Hamdi Bey’in Paris’teki öğrencilik yıllarında yaptığı öne sürülen karakalem bir otoportresi, ikincisi ise özel kartvizitiydi. Satış öncesi bana ulaşan haberde, bu iki belgenin -eğer istenirse- açık artırmaya sunulmadan en düşük bedelden Üniversitemize devredilebileceği yolundaydı. O gün, rıhtımdaki bir akşam yemeğinde konuyu dönemin rektörüne götürdüğümde, yanında Hamit Bey de vardı. Söz konusu eserlerin elimdeki kötü fotokopi fotoğraflan üzerinde, orijinal olup olmadıkları konusunu uzun uzun tartıştık. Sevgili Hamit Ağabey tartışmanın başından itibaren, özellikle otoportrenin orijinal olamayacağını savundu ve bizi ikna etti. Yıllar sonra bu resmi yurt dışında yayınlanmış Türk sanatıyla ilgili lüks bir kitapta, tam sayfa basılı olarak gördüm. O gün, eserin orijinalini müzayede evinde incelemediğimiz için feci şekilde yanılmıştık ve bizim ilgilenmediğimiz portre galiba yurt dışına gidivermişti. Bir Osman Hamdi Bey tutkunu ola Hamit Bey, o sıralarda ve sonrasında, yoğun olarak sağlık sorunlarıyla uğraşıyordu. Onu üzmemek ve kırmamak için konuyu kendisine hiçbir zaman aktarmadım.

Sevgili dostum Hamit Kınaytürk’le ve diğerleriyle olan anılanınızı deştikçe daha nice sevinçler, kazanımlar, yanılgılar, pişmanlıklar gelir aklıma. Üstelik bunların çoğunu biz istemedik ve kurgulamadık. Koşulsuz, önyargısız, yalnızca umutla yaşamanın bedeli olmalıydı bütün bunlar ve daha fazlası… Şimdi artık şair Suat Taşer’in “Umut” adlı şiirinde dediği gibi serçe kuşunu taşıyan dal yoruldu, demekten başka ne gelir elimden:

Bir vedalık hükmü var hayatın

Ölümün vakti sorulmaz

Serçe kuşu gibidir umut

Dal yorulur

Serçe yorulmaz.

25.12.2006

İstanbul

Takvim

Temmuz 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Nis    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Son Yazılar

Giriş